Eda İlbeyci’nin pratiği, kahve falını bir temsil geleneğinin ötesinde bilinçdışına açılan sezgisel bir görüntü üretim alanı olarak ele alır. Sanatçı, ortak paylaşımların parçası olan bu kültürel zeminden hareketle kahve telvesinde beliren imgeleri izler, onları çizim ve araştırma süreçleriyle kavramsallaştırır, ardından çamurun yönlendirici maddeselliği içinde seramik heykele dönüştürür. Bu yöntem, gündelik bir ritüeli biçimsel ve düşünsel bir dönüşüm sürecine çevirir. İmge, önce görünür olur, sonra hacim kazanır, son olarak da mekânsal karşılaşmanın nesnesine dönüşür.
İlbeyci’nin üretiminde ortaya çıkan figürler, doğrudan tanımlanmış karakterler değildir. İnsan, hayvan, kadın, erkek ya da cinsiyet-dışı varoluş kipleri arasında salınan melez bedenlerdir. Kimi zaman uzuvları eksik, kimi zaman boynuzlu, kimi zaman da tam olarak sınıflandırılamayan bu biçimler, temsilin istikrarlı kimlik rejimlerini askıya alır. Sanatçının ifadesiyle bu varlıklar, “bize dair olanların belirenleri” olarak ortaya çıkar. Başka bir deyişle, bastırılmış duygu, sezgi, korku ve fantastik düşüncenin maddi karşılıklarına dönüşür. Bu nedenle İlbeyci’nin heykelleri içsel yaşantının sınır bölgelerinde oluşan psikolojik-topolojik yapılardır.
Malzeme seçimi bu yaklaşımın temel taşıdır. Porselen, stoneware, seramik ve yer yer lüster gibi teknik tercihler, sanatçının figürlerinde hem kırılganlık hem de yoğunluk duygusunu birlikte kurar. 2018 tarihli Belirenler, 2019 tarihli Döngü, 2020 tarihli Lilith, 2023–2025 arasında üretilen Bağ, Beliren Lüster, İçten İçe, İçebakış ve İçre gibi çalışmalar bu dilin süreklilik taşıyan bir araştırma alanı olduğunu gösterir. Özellikle heykel, çizim ve tekstil/keçe temelli üretimlerin birlikte görülmesi, sanatçının imgelerini yüzey, hacim ve mekân arasında dolaşıma soktuğunu düşündürür.
İlbeyci’nin pratiğinde izleyici, tamamlanmış bir anlatının aksine yabancısı olduğu duygularla yüzleşebileceği bir deneyim alanına davet edilir. Sanatçının amacı, dile getirilmeyen ya da yüzleşmekten kaçınılan duyguların biçim kazanmış izlerini görünür kılmaktır. İç ve dış dünya arasındaki geçirgenliği, bedensel ve psişik biçimler üzerinden yeniden düşünmeye açar. Kahve falıyla başlayan iletişim, bireyin kendi iç dünyasıyla ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi dönüştüren estetik bir karşılaşmaya evrilir.